Salı, Ekim 14, 2014

sabah yürüyemiyorum....


sabah yürüyüşün de yürüyemez oldum.
fotoğraf makinesini almadan çıkıyorum. ''ben ne yaptım'' diye,
kendime kızıyorum, alınca da sağa bak , aman sol, dön arkanı,
bulut geldi, tekne de var. aman tekne nasıl döndü,
dağa bulut nasıl geldi. bu karede kaçmaz, diye diye....


sabah yürüyüşü şaşıyor,
sonra eve geliyorum ben şaşıyorum...


aman allahım! bu renkler aynı anda, 
nasıl bu kadar farklı oluyor, diye...


şu; beş kare aynı sabahtan,
deniz de renk başka, dağ tarafın da başka....


velhasıl, zor benim halim...


kalan son kum zambakları, 
yürüyüş yolu üzerinde, sayıları onu geçmez,
soluyorlar, bir başka mevsime çıkmak üzere.


son karedeki kulübe, hepimizin içinde ki 
o hayal kulübesi gibi geldi bana....


bu yürüme meselesini,nasıl halledeceğim ah! ben .......

Pazar, Ekim 12, 2014

köpüklü kahve...

ikramım olsun,
yeni haftaya güzel başlayıp, güzelliklerle bitirelim.


köpüklü kahvelerimiz,
kapımızı çalan dostlarımız,
 eksilmesin, ömrümüzden...

iyi haftalar...

Cuma, Ekim 10, 2014

sabahtan....

bu günler de, çok fazla bilgisayar başında,
zaman geçiremiyorum.
içimdeki sıkıntıya, dışarıda, doğa da yürümek iyi geliyor.
hepimiz aynı haldeyiz, barış,barış diyen seslerimiz duyulmuyor.
doğa her şeye rağmen mevsimsel döngüsüne devam ediyor.
güz domatesleri tarlalarda büyüyüp yeşillendi....


yaz bitimi çiçekleri bunlar,  ismini bilmiyorum.
kasım başına kadar açarlar, tarla ve yol kenarlarında...


eylül den beri, kum zambakları açıyor,
çok çok güzeller, ne zor koşullara direnerek var oluyorlar.


Datça'da kum zambakları koruma altında.
ama sayıları gittikçe azalıyor.


sabahları, yürüme yolum tarlalardan geçiyor, 
sonra denizin kıyısından yürüyorum.
bu sabahtan objektifime takılanlar, bu kareler oldu...


son kare boşalan plajlardan, yaz bitti,
ömrümüz den bir mevsim daha geçti.


dileklerimizin  gerçekleşsin,
ve
insana yakışan, barış dolu bir dünya olsun.
''başka bir dünya mümkün''

Çarşamba, Ekim 08, 2014

sonbaharı ararken....

ekim ayından hafta devirdik,
dört mevsimden ''son bahar'' 
kurumuş, sararmış yapraklar savrulur,
kuzey iklimlerin de.


lakin, güneyin sonbaharı başka oluyor,
az biraz kuru yaprak görsem de,  
yeşil bırakmıyor, ağaçları bizim buralar da....


şöyle bir kaç arkadaş toplandık, 
kırlara salındık.


kuruyan yapraklar yol kenarın da, var- yok arası,
fakat yeşeren, büyüyen yeni meyveler var dallarda.


taze meşe palamutları dallarda, kurumuşlar da,
ağaç diplerinde. 


tarlaların arasın da dolaşınca, traktör görmek 
sürpriz olmadı, ama güzel de iki fotoğraf  karesi oldu.


meyve bahçelerinde , ağaçlar dallarını
 mevsim tatları ile dolduruyor.
böğürtlenler, çok bereketli olmaz buralarda,
hemen kararıp, kurur. 


sanki; biraz sonbahar buldum gibi....

yarısı yeşil, yarısı kuru....
dallar düştü yollarıma....

Pazartesi, Ekim 06, 2014

nerede eski bayram...

likörleri
derken;
 bir bayram ziyaretin de karşıma dizildiler.
tekelin eski likör fabrikasında üretilen, çoğumuzun hafızasın da yeri olan,
İstanbul'da yaşayanlardan, hatırlayanlarınız olacaktır elbet,
Mecidiyeköy'deki fabrikayı.


nane, muz, çilek, acıbadem, vişne, kahve
hatta altın likörü bile vardı.


bayram çikolatası, bayram kahvesi 
ama asıl işin özü likörler.


likörler ile birlikte yaptığımız eski İstanbul sohbeti de,
bambaşka güzeldi, şehrin bir ucundan,
diğer ucuna, geçmiş şöyle bir canlandı gözümüzde,
anılarımıza takılı kalan, küçük detaylar.


top oynanan arsalar, gül bahçeleri, meyve bahçeleri,
velhasıl bayram ziyaretinde, beni şaşırtan bir sürpriz oldu.

sorumlu bloger olarak da vazifemi yaptım efendim,
hadi bakalım şöyle bir likörlü hatıra seyahati de siz yapın...

Cuma, Ekim 03, 2014

yarına dair...

içimden geçenler;


yarın barış olsa, 
tüm bayramlar, barış için olsa,
savaşsız bir dünya olsa....




umut, mavi...
barış, beyaz....

Çarşamba, Ekim 01, 2014

bu yılın narları....


nar bereketli meyve, 
ne çok işe yaradı, arkadaşımın bahçesindeki narlar,
bu yıl, çok daha erken oldu.


ağacın dalları, meyvelerin ağırlığından yerlere değiyordu,
ben de,  koca bir sepet narı toplayıp,
nardan neler yaptım, neler....
reçel yaptım, aklımda kalmasın diye....


narlı jöle yaptım, 
nar suyu, nişasta şeker...


tart hamurunun üzeri için hazırladığım jöle den, 
bir parçayı, kalıba döküp soğuttum, 


ve karşınız da narlı tart.


 tart jölesi tarifi:
2 su bardağı nar suyuna, 4 yemek kaşığı şeker,
4 yemek kaşığı nişasta karıştırıp, parlak renk alana kadar pişirdim.


tartın üzerine döktüm. 
narın mayhoş aroması, şeker, kek 
değişik bir tat oldu.


''nar'' bereketli olduğu kadar, iyi de fotoğraf veren bir meyve,
bence, fotoğraflar da güzel oldu .

Salı, Eylül 30, 2014

çatı katı....


internetim yok! 
cumartesi günü fırtına da modem bozuldu,
datça da dörtyüz kadar kişinin başına aynı durum gelmiş.


bir arkadaşımın evinden internete girip,
daha önceden taslak olarak yüklediğim,
 bu kareleri paylaşabiliyorum.


çatı katı, en çok kullandığım bölüm, 
yazdığım, okuduğum,


merdivenden, camdan, terastan,
her köşeden, kareler çektim.


çektiğim fotoğrafların hepsini paylaşmak istedim.


çocukluğumdan beri çatı katlarını çok severim.


bu kareleri, temmuz da çekmiştim,


her köşeyi de karelemişim 
:))))


merdivenler, çerçeveler,
oğlumun çok küçükken oynadığı oyuncakları bile,
bu odada.



terastan gözüken, simi adası.




yaz ışığı da  bir başka güzelmiş,
bende bu karelere tekrar bakmış oldum.

umarım yarın internet sorunu halledilmiş olur,
kısa kısa cümlelerle , acelece hazırlanmış bir post oldu,
Datça'dan - çatı katından sevgiler....