.jpg)
Pazar, Şubat 14, 2010
Cumartesi, Şubat 13, 2010
Cuma, Şubat 12, 2010
RENGARENK...RENGAHENK

çok renkliler...
çok unutturucular.....
renkler alıp gider beni ....
siler tüm karmaşamı ...
an içinde bomboş oluveririm ...
çünkü herşey bir anda orda ve herşey hiç yok ortada...
nasıl mı?
turuncu da enerji, mavi de sonsuzluk, pembe de şeker gibi tat,kahverengi de hüzün ve olgunluk,yeşilde bahar,sarı da van gogh,siyah da oğlumun kara gözleri,beyaz da gençliğim,kırmızı da...........
bide ara renkleri sayarsam ;meyveler (andre gide),bulutlar (nazım hikmet)taşın rengi (eski datça )gümüşi (cunda)portakal rengi (bodrum) tarçın (prag)sardunya (can baba).......uzayıp gider
ve hayata dair bu kadar renk sadece umut dolu bir gökkuşağı olur...herşey içinde kaybolur.....
renklerden korkmayanlara
şubatın 12.günü yıl 2010
''moon''küçük bir kasaba dükkanın da çook renk gördü.
Çarşamba, Şubat 10, 2010
PENCEREÖNÜ ÇİÇEĞİ
.jpg)

aslında hiç yazı yazmasam...
sadece bir Bülent Ortaçgil şarkısı eşlik etse...
pencereönü çiçekleri vardı,teneke kutularda...
küçük detaylar,minik anıları getiriverdi...ne de güzel isimleri ...sardunya,begonya,küpeli,camgüzeli ve menekşeler karagöz...
11 şubat 2010 minik anılar canlandı
geçen bahar moon klikledi
Pazar, Şubat 07, 2010
ILIK BİR KIŞ GÜNÜ ''ANADOLU KAVAĞI'' SESSİZ .....
Kış güneşi nede tatlı ısıtır ve aldanıp sıcaklığına, düştük yollara....dere,tepe ve düz gittik ....az vede uzda gittik...deniz kokusu,balık kokusu, rakı kokusu derken ....kavak bize ,biz kavağa kavuştuk...önce sokakları dolaştık iki katlı evleri seyre daldık ...sonra balıklar aklımızı çeldi veee rakıda koşa koşa geldi, balığa yazık olmasın !!!! dedi...yani rakı , balık ve kavaklık...
kareleyen ''moon'' rakı içen ve balık yiyenler ''moon ve arkadaşları'' 10.ocak 2010 pazar
kareleyen ''moon'' rakı içen ve balık yiyenler ''moon ve arkadaşları'' 10.ocak 2010 pazar
KARŞIYA GEÇMEK
HER YÖNDEN KARŞIYA ;asya dan avrupa ya...avrupadan asya ya ....

ya da ;eminönünden kadıköye , kadıköyden beşiktaşa .....
her ne yöne olursa olsun martılar gider ,gelir ...
yağmurda yağsa , karda asla oturamam içerde ,vapur demek dışarda oturup deniz havası almak demek...deniz havası iyi gelir; nane limon gibidir... iç sıkıntısına , aşk yarasına.... rüzgar vurdukça yüzümüze ferah ferah....
martılar simit sever ....
ben martıları seyretmeyi ...
ne kalabalık olur yolculuk , ben ,yüreğim ve bir dolu martı...
13.ocak.2010
jeton attım ...trink trink
vapur ''moon ''u gezdirdi.......
UNUTULMASIN DİYE ......
.jpg)
.jpg)
.jpg)
elimizde oynayıp durduğumuz yada dalınca çıkardığımız deniz kabukları...en çok da bizi güneşten koruyan hasır şemsiyeleri unutuveririz....
sonra ''moon'' onları kareler bir kış günü ve önümüze çıkıverir....şubat ortasında yaz düşleri herkese...
2006-2007-2008-2009 yılları ,
yazları,tatilleri.....zamanı gördü ve unutulmasın diye
anı duruduran ''moon''
yazları,tatilleri.....zamanı gördü ve unutulmasın diye
anı duruduran ''moon''
İSTASYON İNSANLARI

BEN GÖRDÜM..KARELERE DÜŞTÜ...BİR KEZ DAHA GÖRDÜM.......
Çocukluğum uzayıp gitti ,raylarda .....genç bir kız oluverdim , YENİKAPI' da inip PERTEVNİYAL' e ........ben bu kentte çokzaman verdim İSTASYONLARA....
Perşembe, Temmuz 30, 2009
ANLATILAN SENİN HİKAYENDİR -Karl Marx
Benim hikayem….
Senin hikayen….
Hikayelerimiz var 17 ınc monitörlerde dünyanın uzak, yakın köşelerinden yazıyoruz, bulmaya çalışıyoruz hikayelerimizi, cümlelerden, fotoğraflardan, şarkılardan, sözlerden bize yakın olanları…
Arkadaş listeleri 30-40-100-300 ama ….
Aslında haykırıyoruz kalabalıkların içinden…
İsimler onlarca, yüzlerce bir yerinden girmiş hikayemize uzak yakın akrabalık,işten güçten yada hayatın bir köşesinden geçerken.
Ama hala özlemi, sızısı içimizde ilk gençliğimizi arıyoruz, özlüyoruz, kaygısızca paylaşımlarımızı, saf su gibi duru ruhlarımızı ,geri istiyoruz elimizden sonsuz acılarla alınan düşlerimizi ve yalnız ölmek istemiyoruz sesimiz sesimize değsin….
Biz vardık....örselendik, korkutulduk, parçalandık ama vardık.
Tarihler boyunca milyonlarca insanın yüreğinde söylenen kardeşlik, eşitlik ve güzel dünya düşlerimizle…
Ve varız…yorgun , acılı... hala düşleri olan…
30.temmuz.2009
Senin hikayen….
Hikayelerimiz var 17 ınc monitörlerde dünyanın uzak, yakın köşelerinden yazıyoruz, bulmaya çalışıyoruz hikayelerimizi, cümlelerden, fotoğraflardan, şarkılardan, sözlerden bize yakın olanları…
Arkadaş listeleri 30-40-100-300 ama ….
Aslında haykırıyoruz kalabalıkların içinden…
İsimler onlarca, yüzlerce bir yerinden girmiş hikayemize uzak yakın akrabalık,işten güçten yada hayatın bir köşesinden geçerken.
Ama hala özlemi, sızısı içimizde ilk gençliğimizi arıyoruz, özlüyoruz, kaygısızca paylaşımlarımızı, saf su gibi duru ruhlarımızı ,geri istiyoruz elimizden sonsuz acılarla alınan düşlerimizi ve yalnız ölmek istemiyoruz sesimiz sesimize değsin….
Biz vardık....örselendik, korkutulduk, parçalandık ama vardık.
Tarihler boyunca milyonlarca insanın yüreğinde söylenen kardeşlik, eşitlik ve güzel dünya düşlerimizle…
Ve varız…yorgun , acılı... hala düşleri olan…
30.temmuz.2009
Perşembe, Temmuz 23, 2009
GÜN ( E ) DÖNDÜ GÜNE BAKAN
Arabayı sağa çekip ,sapsarı tarlaya dalıp, aralarında durup, gün döndükçe dönmek geldi içimden.
Arabayı sağa çektim,asfalt kenarındaki güne bakanların asilerinden biri çıktı yoluma ;
‘ ‘ inanman gerek ve bizimle kalman ve gün döndükçe dönmen,bak ben asfaltın kenarına kadar kaçabildim ancak.’’
Ve seyrettim güneşe aşk mı? Yoksa güneş olma arzusu mu? Hep güneşin ardı sıra gitmek.
Ve anladım ki tarladakilerden çok kaçanları sevdim…Asi günebakanları, tarlaya sığmayıp yola çıkanları…
Ve düş kurdum…güneş o asi günebakanı fark edip hep onun peşinden koşsa,asi bir günebakana aşık olsa, güneş aşka düşse…
19.07.2009 Pazar günü
GÜNDÖNDÜ TARLALARINDA GÜNE BAKAN ‘ ‘ moon’’
Arabayı sağa çektim,asfalt kenarındaki güne bakanların asilerinden biri çıktı yoluma ;
‘ ‘ inanman gerek ve bizimle kalman ve gün döndükçe dönmen,bak ben asfaltın kenarına kadar kaçabildim ancak.’’
Ve seyrettim güneşe aşk mı? Yoksa güneş olma arzusu mu? Hep güneşin ardı sıra gitmek.
Ve anladım ki tarladakilerden çok kaçanları sevdim…Asi günebakanları, tarlaya sığmayıp yola çıkanları…
Ve düş kurdum…güneş o asi günebakanı fark edip hep onun peşinden koşsa,asi bir günebakana aşık olsa, güneş aşka düşse…
19.07.2009 Pazar günü
GÜNDÖNDÜ TARLALARINDA GÜNE BAKAN ‘ ‘ moon’’
Çarşamba, Temmuz 22, 2009
MAHALLEMDEKİ FİLM SESLERİ –YAZLIK SİNEMAM
Ben çocukken çok sıcak olmazdı yaz geceleri…
Ben genç bir kız olduğumda da sıcak olmadı yaz geceleri…
Benim bol yıldızlı,tahta sandalyeli yazlık sinemam vardı…çocukluğumda ve ilk gençliğimde…
Hava kararınca; amerikan süvarilerinden kaçan bir Kızılderili kabilenin arasına karışıverirdim çoğu geceler,ata binip dörtnala koşarken yada nehir kenarında ateş yakıp Kızılderili ezgilerini söylerken hiç hava sıcak olur mu, en sevdiğim kabile reisi öldürülürse
Nasıl buz keser yüreğim yazmış ,sıcakmış …
Yada nefesimi tutmuş polisiye bir macerada Paris sokaklarında yağan yağmurda sıcak mı ? ne sıcağı…
Kimi geceyse terkedilmiş Meksika kasabalarından geçen ve kötü kalpli kovboylara meydan okuyan yakışıklı bir kovboyun yanı sıra dolaşırken, esen çöl rüzgarlarında mevsimin farkına mı varılır..
Bindokuzyüz yetmiş sekiz yazında Grease filminde Sandy ve Danny’nin aşkı beyazperde de, gökte yıldızlar…etekleri uçuşan bir genç kızın yüreğinde kanat çırpan kelebeklerin rüzgarı bahar eder geceyi de sıcağı da..
Oysa onbeş yıldır tahta sandalyeler gitti gideli;
yıldızlar,
yaz serinliği,
çekirdek çıtırtıları,
alaska- frigo,
buz gibi gazoz,
gece yarısı mahalleyi dolduran Kızılderili şarkıları,
nal sesleri,
yağmurun tıkırtıları hepsi hepsi gitti…Sadece kavurucu bir sıcaklık sardı…
İklim değişirken dünya da,yazlık sinemam da ,renkli ampullerin aydınlattığı giriş kapısı ve haftanın filmi afişlerinin asılı durduğu bol ışıklı camekan da,, esintili yaz serinliği de yenik düştü…ne ılık yaz rüzgarlarıyla mahalleye yayılan film sesleri,ne serin uykular,ne de umut dolu rüyalar kaldı…
21.temmuz .2009
Ben genç bir kız olduğumda da sıcak olmadı yaz geceleri…
Benim bol yıldızlı,tahta sandalyeli yazlık sinemam vardı…çocukluğumda ve ilk gençliğimde…
Hava kararınca; amerikan süvarilerinden kaçan bir Kızılderili kabilenin arasına karışıverirdim çoğu geceler,ata binip dörtnala koşarken yada nehir kenarında ateş yakıp Kızılderili ezgilerini söylerken hiç hava sıcak olur mu, en sevdiğim kabile reisi öldürülürse
Nasıl buz keser yüreğim yazmış ,sıcakmış …
Yada nefesimi tutmuş polisiye bir macerada Paris sokaklarında yağan yağmurda sıcak mı ? ne sıcağı…
Kimi geceyse terkedilmiş Meksika kasabalarından geçen ve kötü kalpli kovboylara meydan okuyan yakışıklı bir kovboyun yanı sıra dolaşırken, esen çöl rüzgarlarında mevsimin farkına mı varılır..
Bindokuzyüz yetmiş sekiz yazında Grease filminde Sandy ve Danny’nin aşkı beyazperde de, gökte yıldızlar…etekleri uçuşan bir genç kızın yüreğinde kanat çırpan kelebeklerin rüzgarı bahar eder geceyi de sıcağı da..
Oysa onbeş yıldır tahta sandalyeler gitti gideli;
yıldızlar,
yaz serinliği,
çekirdek çıtırtıları,
alaska- frigo,
buz gibi gazoz,
gece yarısı mahalleyi dolduran Kızılderili şarkıları,
nal sesleri,
yağmurun tıkırtıları hepsi hepsi gitti…Sadece kavurucu bir sıcaklık sardı…
İklim değişirken dünya da,yazlık sinemam da ,renkli ampullerin aydınlattığı giriş kapısı ve haftanın filmi afişlerinin asılı durduğu bol ışıklı camekan da,, esintili yaz serinliği de yenik düştü…ne ılık yaz rüzgarlarıyla mahalleye yayılan film sesleri,ne serin uykular,ne de umut dolu rüyalar kaldı…
21.temmuz .2009
Cuma, Temmuz 10, 2009
BİR TAVŞAN, BİR TİLKİ , BOL YILDIZ

Sevgili Datçam her gelişimde hep başka bir halinle kandırıyorsun beni,bende kanmaya çoktan razı....
Önce bol bol bol yıldızlı bir gece, kayan yıldızlar ve düşler sundun gece ilerledikçe samanyolu saçılıverdi zifiri karanlığa...
Sonraki gece tilki gözleri ile karşı karşıya kaldım ayın aydınlığında uçuşuverdi kuyruğu...her gece bahçeye tilkilere su koyan arkadaşımada teşekkürler, bir tilki ile gözgöze gelebildiğim için.
Sevgili ürkek dağ tavşanım, farların önüne fırlayınca çok şaşırdım ve çok kızdım insanlığa,dünya sadece insanlara ait değil, dünyayı paylaştığım uzun kulaklı dostum çok güzeldin.


Datça- Mesudiye köyünde sessiz sepsessiz geçen gecemden
19/20/21/22/ haziran/2009 yılı..
HAZİNE SANDIĞI KAHVALTI MASASI
Kahvaltının dayanılmaz cazibesi ...Mutluluğun resmi mükellef bir kahvaltı masası olabilirmi ?Uzun yollarda sabaha karşı verilen molalarda,hep bir mutluluk tablosu çarpar gözüme kahvaltı masası başındaki uzun yol şöförleri ve muavinleri. Sanki çocukluğumdan kalma bir fotoğraf karesi gibi; ele geçirilen hazine sandığının içindeki renkli taşlara,pırıltılı mücevherlere bakan gözlerin heyecanı ile bakarlar kahvaltı tabaklarına ama hakkınıda verelim hazine sandığı gibidir kahvaltı masası.
Reçellerin renkliliği,peynirlerin beyaz saflığı,yumurtanın dik başlılığı,zeytinlerin parlaklığı,tereyağının balla dansı hele birde çörekler varsa ,ekmeğin akıl çelen kokusu,dometesin sulu dolgun kırmızılığı ve çayın sıcak dostluğu...
İşte budur masa başındakilere huzurlu ve sukunet dolu bir tebessüm sağlayan.Çay yudumlanır kendi içinde bir ahenkle, kahvaltılıklarsa her lokmada mutluluğun resmidir...bence..
22.06.2009 haziran yaz gecesi
Uzun yolların mola yerlerinde moon'u mutlu eden tebessümlerden
BU BAHAR PUSLU BAHAR


Bahar bir karıştı ve sarı sarı hardal çiçekleri yeşilliklerde
sarı bir rüzgar gibi dalgalanıyordu.
Güneş ılıktı, rengi turuncu sarı,
ama daha bir karıştı buğdayların boyu,
hardal çiçekleriyse sapsarı.
Sanki şehirden kırlara kaçtığımda baharın pusu gidecekti ama anladımki
bu bahar şehirde koyu gri puslu...kırlarda ise açık gri puslu...yeşilde,sarı hardal çicekleride silememiş baharın pusunu...
BU BAHAR BENİM PUSLU BAHARIM...
TARİHE NOT DÜŞÜYORUM 2009 BAHARI PUSLU BANA 12.nisan.2009
Çarşamba, Nisan 08, 2009
YOL HEP YOL HEP YOL

Yollar olsun önümde ucu hep daralan yada buharlaşan ve merak olsun içimde sonunu bulmak için yolların....
Ne de severim yollarda olmayı ve araba kullanmayı...hiç yorulmam ,
hiç sıkılmam...
otobanlar olmasın ama...
Acelesi olmayan yol sevdalılarının yolları şehirlerden geçsin, köylerden kasabalardan ....
Kırmızı ışık bazen bir köy kahvesinin önünde yansın, masada oturan kasketli yaşlılar herzamanki aldırmazlıkları ve meraklı donuk gözleriyle baksın ve bende gözlerinin bebeklerine bir tebessüm göndereyim...Yeşil ışık yanıp da ben gidince masalarında on dakika sohbetim dönsün ...trafik ışığı dibindeki bir kahvede oturanların gözbebeklerinde tebessümüm kalsın...
Yada yaya geçidi tam da bir kasaba bakkalının önünde olsun ben durayım yaşlı bir kadın geçinceye dek tebessümüm taburede oturan bakkala ve önünde bekleyen çocuklara yayılsın..
Bazen kırmızı ışık da durduğum yer, gelişmiş bir ege kentinin telaşlı sabahında bir otobüs durağı olsun. Durakta gençkızlar olsun , liseli öğrenciler ve ben camı açıp günaydın dediğimde şaşkın bakışları gözlerime ulaşmadan yeşil ışık yanıversin...
Bir rampada halden anlar bir kamyoncunun arkasında kalsam bir süre böyle yol alsak ve kamyoncu yolu görüp emin olduğunda hafif sağa yanaşsa camdan koluyla ''hadi şimdi geç yol güvenli'' dercesine yol verse korna çalıp ve el sallayarak teşekkür edip önümde uzayan yola koyulsam...
Ege kıyılarında çam dalları arabanın camına değse, çam kokusu yüreğime dolsa ...ah ben yollarda olsam... (08 nisan yılda 2009 yer istanbul da bir ofis ...oldumu şimdi ...)
Cumartesi, Nisan 04, 2009
başlık ; yok
Bir öyküde kahraman olmak mı güzeldir...yoksa anlatmak mı...yada hem kahraman olmak hem anlatmak mı...
Hayat bir öykü ,öykülerde hayat...sıradan bir kahramanda olsak sıradan bir öyküde...altını çizerek yaşayalım anların ve yaşadığımızca anlatalım kendi öykülerimizi...Sıradan hayatımızın sıradan öykülerini..
yine 4 nisan 2008 ve yine istanbul puslu baharımda
Hayat bir öykü ,öykülerde hayat...sıradan bir kahramanda olsak sıradan bir öyküde...altını çizerek yaşayalım anların ve yaşadığımızca anlatalım kendi öykülerimizi...Sıradan hayatımızın sıradan öykülerini..
yine 4 nisan 2008 ve yine istanbul puslu baharımda
BAHARA DAİR
BAHAR İSYANCIDIR...
Evet soralım bakalım sevgili yüreğimize ne kıpırtılar var bu bahar.. Bakalım dünyaya ne isyancılar var bu bahar...
Ve ....soralım geçen baharlara ne isyancılar vardı ....
Tüm baharlar isyan dolsun ...tüm isyancılara selam olsun...
4 NİSAN 2008....(İstanbul baharı puslu bana)
KELİME, KELİMELER , CÜMLE...
Neden korkulur kelimelerden...
Başlangıçların yada çoşkulu anların içindeki kelimelerle var olur bazıları...sadece çoşkulu anların ve duyguların kelimelerindedir hayat onlar için.Oysa öyküler de bütün kelimeler vardır. Sevinç,hüzün,ihanet,acı,ayrılık tüm duyguları anlatan kelimeler oluşturur öyküleri tıpkı hayat gibi...Öyküleri yürekten anlatanlar,hayatıda yürekten yaşarlar ,asla kelimelerden korkmazlar...Kelimelerden korkup cümleler kuramayanlar yüreksizdir...korkaktır.
Bazen öyküler biterken iki kelimedir yada üç kelime bir cümleyi oluşturan ve zordur söylemek cesaret ister, yürekli olan söyler korkak olan kaçar.
Ne büyük korkaklıkdır kelimelerden kaçmak ...Hayata dair herşey sözlerimizde ,sözlerimiz....cümlelerimizde, kelimelerimizde, cesur olanların dilinde ,kaleminde...
KORKMAYANLARA (04.nisan .2008)
Başlangıçların yada çoşkulu anların içindeki kelimelerle var olur bazıları...sadece çoşkulu anların ve duyguların kelimelerindedir hayat onlar için.Oysa öyküler de bütün kelimeler vardır. Sevinç,hüzün,ihanet,acı,ayrılık tüm duyguları anlatan kelimeler oluşturur öyküleri tıpkı hayat gibi...Öyküleri yürekten anlatanlar,hayatıda yürekten yaşarlar ,asla kelimelerden korkmazlar...Kelimelerden korkup cümleler kuramayanlar yüreksizdir...korkaktır.
Bazen öyküler biterken iki kelimedir yada üç kelime bir cümleyi oluşturan ve zordur söylemek cesaret ister, yürekli olan söyler korkak olan kaçar.
Ne büyük korkaklıkdır kelimelerden kaçmak ...Hayata dair herşey sözlerimizde ,sözlerimiz....cümlelerimizde, kelimelerimizde, cesur olanların dilinde ,kaleminde...
KORKMAYANLARA (04.nisan .2008)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
DSC01410.jpg)




















